31 Ekim 1961 tarihinde yapılan Türk İşgücü Anlaşması' ndan sonra binlerce Türk vatandaşı Almanya'da işçi olmak için ve çocuklarına daha iyi bir gelecek bırakmak için göç etti. İşte gurbetten gelen mektuplar...

1) Niyazi Koçak, 1971 yılında Stuttgart'tan yazdığı mektupta unutulmanın nasıl bir acı olduğunu kelimelere döküyor...

"Emine... Resmim bir hayaldir. Gözlerim kara kara bakar. Azrail geldiği anda yok eder. Eğer ben ölürsem resmim ebedi sizlere hatıra olur. Resmimi saklayın, sakın yırtıp atmayın." (Niyazi Koçak, Stuttgart - 1971)

2) "Madem çocuğumuz yok birer saksı tutalım."

Soldan sağa: Kumandar Fadime, Alime’nin Zeynep, Baykuş Şükran, kucaktaki bebek Kumandarların torunu İsmail...  (Beyza Ö. Okumuş - 1980)

3) Gurbetçi olmaktan daha beterinin hatırlanmamak, önemsenmemek olduğu anlaşılıyor

"Bazı aileler vardı hani, çok önemsenmezdi. Ama her bayram kapınızı çalar, az oturup giderdi. Biz işte o aileydik."

4) Gurbettekinin özlemi tamam da, ya buradaki ne yapsın? Onların yüreği taş mı, demir mi?

"Baktıkça hatırlamak için değil, hatırladıkça her an bakmak için gönderiyoruz. Sakın bizi unutmayasın, bu resmimiz sana hatıra kalsın. Küçücük yavrular nasıl dayansın? Bizim yüreğimiz taş mı demir mi?" (Türkiye’den Almanya’ya, 1972)

5) Memlekete dönmeyi istemek ama sırf daha iyi bir gelecek için 40 yıl durmak, durmadan çalışmak...

"İlk iş günü elime 575 Mark saydılar. Bir hesap yaptım, 'Bu parayı Antakya Valisi bile almıyor Mikdat, dur durduğun yerde' dedim. 40 yıl durdum."

6) Eskiden insanlar çocuklarına sevgilerini belli edemezlermiş, ayıp sayılırmış; işte bu anı da onun kanıtı.

"Dedem yıllarca Almanya’da çalışmış, annemin çocukluğunda onun yanında olamamış. Dedem rahmetli olduğunda pijamasının cebinden annemin küçüklük fotoğrafı çıkmıştı, 'Babam bize seni seviyorum diyemezdi ama beni ne çok sevdiğini o fotoğrafı görünce anladım' demişti." (Elif Büşra)

Kaynak: Onedio - DiasporaTürk