AKÇA KOCA 

Akça Koca’nın doğum tarihi, 1234 yılı civarıdır. Ertuğrul Gazi ve Orhan Gazi’nin silah arkadaşlarındandı. Anadolu Selçukluları döneminde Bizans sınırında uç bölgesine yerleştirilen Türkmen boyuna mensup bir aileden gelmekteydi. Akça Koca, Osman Gazi tarafından uç beyi olarak görevlendirildi. Sapanca (Ayan) Gölü kıyısındaki Ayan köyünü kendisine üs edindi. Sapanca Gölü’nden İzmit’e, İzmit’ten Kandıra’ya kadar olan yerlerin fethini üzerine aldı. 1326’ya doğru Kandıra ve civarını Osmanlı Beyliği topraklarına kattı. Adı, “Kandıra Fatihi” olarak tarihe geçti. Akça Koca, Osmanlı Beyliği’nde olduğu gibi Bizans çevrelerinde de halkın sevgi ve saygısını kazanmış bir kişiydi. Yiğit, dürüst, kara gün dostu bir insandı. Söylentiye göre beyaz tenli oluşu, doğru ve açık sözlü olması nedeniyle Ertuğrul Gazi ona ‘Akça’ lakabını verdi.

İZMİTLİ VEZİR HALİL PAŞA 

Belgelerde, İzmitli olarak anılmasından ve emekliliğinde memleketi İzmit’e dönmüş olmasından onun doğum yerinin de muhtemelen burası olduğu anlaşılmaktadır. 18. yüzyılın ikinci yarısında doğmuş olabileceğini söyleyebildiğimiz Halil Paşa asker ocağında yetişti. Halil Paşa, olasılıkla nefer olarak Yeniçeri Ocağı’na katıldı. Yeniçeri ağalığı döneminde ülkede durum çok karışıktı. Sık sık isyanlar çıkmakta, hayat şartları giderek tehlikeli bir hal almaktaydı. Bu durum karşısında Halil Paşa, daha fazla bu görevde kalmayı düşünmedi ve 1808’de yeniçeri ağalığından emekliye ayrıldı ve İzmit’e döndü. II. Mahmut’un hatt-ı hümayununda onun hakkında övgü dolu sözlerin bulunması ve Ahmet Şakir Paşa’nın onu “garazsız ve mevsûkü’l kelâm” (kinsiz ve sözüne güvenilir) sözleriyle nitelendirmesinden ayrıca Varna’ya tayini ile ilgili belgede ondan, ocaktan neşet etmiş, asker perver, dindar biri olarak bahsedilmesinden Halil Paşa’nın mert, dürüst, güvenilir bir devlet adamı kişiliğine sahip olduğu anlaşılmaktadır.

İZMİTLİ NUH BEY

Nuh Bey, 18. yüzyılın ikinci yarısı ile 19. yüzyılın başlarında önemli devlet işlerinde görevlendirilmiş İzmit’in sayılı zenginlerindendi. Asıl adı Nuh Ali Veled-i Mehmet olan Nuh Bey, zenginliği kadar saygın kişiliği ile tanınan biriydi. Bir belgede onun İzmit’in köklü hanedanlarından, ailelerinden olduğu, iyi ahlak sahibi, sözüne güvenilir ve bilgili bir insan olduğu bu nedenle Kocaeli yöresinde nüfuz ve itibar kazandığı vurgulandı. Kaymas, Karasu, Değirmendere, Kandıra, Adapazarı kazalarında ortaya çıkan toplumsal olaylarda işin kolaylıkla ve yumuşak bir üslupla çözülmesini sağlamak için sık sık onun düşüncelerine başvuruldu.

ADAPAZARI AYANI KARA OSMAN AĞA 

Yeniçeri Ocağı’ndan yetişmiş Türk kökenli bir askerdi. Adapazarı ve çevresinde tasarruf ettiği geniş arazi ve çiftliklerinin geliri ile önemli bir vakıf kurdu. Adapazarı’nda cami, okul ve vakıf dükkânları yaptırdı. Tarımı teşvik ederek bölgenin kalkınmasına katkıda bulundu. Üç erkek kardeşi ve bir yeğeni de Adapazarı’nın varlıklı kişileri arasına girdiler.

ADAPAZARI KAYMAKAMI MEHMET NÜZHET PAŞA

Nüzhet Paşa, 8 yıllık Adapazarı Kaymakamlığı’nda birçok kamu binaları inşa ettirdi. Çark Deresi ıslah olundu. Kandıra yolunu yaptırdı. İzmit’te Aslanbey taraflarını ıslah etti ve bataklıkları kuruttu. Sıtmaya karşı tedbirler aldı. Yurdun çeşitli yerlerinde idarecilik görevinde bulunmuş olan Nüzhet Paşa, Sultan II. Abdülhamit döneminde (1876-1909) 19. yüzyılın sonlarında Kocaeli ve kazalarında 13,5 yıl üst düzey yöneticilik yaptı. Gittiği her yerde güzel hizmetleriyle ün yaptı. Kocaeli ve civarında da önemli çalışmalar yaparak adını duyurdu. Eserleri, onun hayırla anılmasına vesile oldu. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi tarafından 2004’te yayınlanan “Dünden Bugüne Adapazarı” adlı enfes fotoğraf albümünde Nüzhet Paşa’nın bina ettirdiği bazı kamu yapılarının fotoğrafları bulunmaktadır.

MİRALAY HACI ALİ BEY

Cumhuriyet dönemi başlangıcına kadar İzmit’in meşhur bir mahallesi Abdüsselam Bey adını taşıyordu. Kanuni devrinin tanınmış ve zengin defterdarı olan bu zat, İzmit’te bazı hayır eserleri, vakıflar kurdurmuş, 1515’te inşa edilen İmaret Camii onun eseri idi. Dört yüz yıl öncesinden beri bilinen Abdüsselam Bey Mahallesi şimdilerde Kemalpaşa, Tepecik adıyla anılmaktadır. İmaret Sokağı veya İmaret Yokuşu da bu mahalle içindeydi. İmaret Camii önündeki sokağın bir altı şimdilerde Limonluk Geçidi denen sokakcık, geçmişte İmaret Sokağı diye anılırdı.

KANDIRALI EMİN AĞA

Halk arasında “Ağa Baba” lakabı ile anılırdı. Resmi belgelerde “Özekli Emin Ağa” diye geçmektedir. Karanlık Mahallesi’nde (şimdi Aydınlık Mahallesi) Rum ustalara 1865’te yeni bir ev inşa ettirdi. Tapu kaydına göre bu büyük ev, 400 metrekare ve iki katlıydı. Fevkanî 4 oda maa sofa ve tahtanî bir oda bir matbah (mutfak) bir ahuru ve dört gözlü ambarı müştemil hane ve sırf mülk, gusülhanesi vardı. 494 zirâ’a olan evin önünde derin bir kuyu açtırdı. Yazı suyu serin olan bu kuyudan komşular da yararlanırdı.

İZMİT MUTASARRIFI SELİM SIRRI PAŞA

14.4.1887- 11.2.1895 tarihleri arasında 8 yıla yakın bir süre müstakil İzmit Sancağı mutasarrıfı olarak görev yapan Selim Sırrı Paşa önemli bir şahsiyettir. İzmit ve Kocaeli’nin Sakarya’nın imarı, kent içi ve kasaba yollarının yapımı, kasabalar arası telgraf hatlarının çekimi, Adapazarı Hükümet Konağı’nın yapımı, Adapazarı-Geyve yolunun yapımı, Adapazarı’na demiryolu ulaşımının sağlanması. İzmit’in simgesi haline gelen çınar ağaçlarının, demiryolunun iki tarafına dikilmesi; kentin doğusundaki bataklıkların kurutulması vb. hep onun görev süresince yapılan olumlu çalışmaların sonucudur. Paşanın İzmit’teki konağı varisleri tarafından birkaç kişiye satılmış sonra Afyon’lu kasap Ahmet Çepni bütününü almış ve çocuklarıyla uzun yıllar oturmuştur. Zamanla metruk kalan konak yanmış Büyükşehir Belediyesi tarafından satın alınmış ve restore edilerek hizmete sunulmuştur.

AHMET FEVZİ PAŞA

İzmit’in Fevziye Caddesi’nin isim sahibidir. Fevziye Camii, Demiryolu Caddesi üzerinde ilk inşası 1570’li yıllara kadar inen Mehmet Bey adlı bir hayırseverin yaptırdığı ilk mimarının Mimar Sinan olduğu mekan bir yangından sonra 1836’da Kaptan-ı Derya Ahmet Fevzi Paşa tarafından yeniden inşa ettirildi. Sultan II. Mahmut, açılışta caminin ziyaretine geldi. Bu caminin adının “Fevziye” olmasını emir buyurdu. II. Mahmut, bu arada tersaneyi de ziyaret etti. Denize indirilen gemiye de “Fevziye” adı konuldu.