ÜST DÜZEY İTİRAFÇI OLDU

2016 yılında ABD'de, İran'a yönelik yaptırımları delmek suçlamasıyla tutuklanan Sarraf, dava sürecinde itirafçı olmayı kabul ederek savcılıkla kapsamlı iş birliği yaptı. ABD makamlarının "üst düzey iş birliği" olarak değerlendirdiği süreç sonunda Sarraf'ın cezaevinde geçirdiği sürenin yeterli görüldüğü ve cezasının tamamlandığı öğrenildi.

TÜRKİYE NASIL BİR ADIM ATACAK

Sarraf'ın ceza sürecinin sona ermesiyle birlikte en çok merak edilen konu ise Türkiye'nin nasıl bir adım atacağı oldu. Türkiye ile ABD arasında yürürlükte bulunan Suçluların İadesi Anlaşması teorik olarak iade talebine imkân tanısa da, hukukçular bunun otomatik işleyen bir süreç olmadığına dikkat çekiyor. Anlaşmadaki vatandaşlık, siyasi suç ve diğer hukuki istisnalar nedeniyle olası bir iade talebinin uzun ve karmaşık bir sürece dönüşebileceği değerlendiriliyor. Şu ana kadar Türkiye tarafından Sarraf'ın iadesine ilişkin kamuoyuna açıklanmış resmi bir girişim bulunmuyor.

DÖRT FARKLI İSİMLE GÜNDEME GELDİ

Kamuoyunun "Rıza Sarraf" olarak tanıdığı isim, farklı ülkelerde farklı kimliklerle biliniyor. Türk nüfus kayıtlarında Rıza Sarraf, İran'da Reza Zarrab, ABD'de onaylı geçici kimliğinde Aaron Goldsmith, Miami'deki at yarışı çevrelerinde ise Richard Ferrari ismini kullandığı belirtiliyor.

HANGİ ÜLKEDE YAŞAYACAK?

Sarraf'ın Türkiye, İran ve Kuzey Makedonya vatandaşlıklarına sahip olduğu bilinirken, ABD'de kalıcı oturum ya da vatandaşlık hakkı elde edip etmediği ise henüz netlik kazanmadı. Savcılıkla yaptığı iş birliğinin ardından ABD'de özel bir oturum izni alıp almayacağı ya da yeni bir hukuki statüyle yaşamını sürdürüp sürdürmeyeceği önümüzdeki süreçte belli olacak.

DAVANIN EN KRİTİK İSMİ OLMUŞTU

ABD'deki dava sürecinde Sarraf'ın verdiği ifadeler uzun süre gündemde kalmıştı. İtirafçı olarak mahkemede ifade veren Sarraf, aralarında eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın da bulunduğu bazı isimlere ilişkin çeşitli iddialarda bulunmuş, rüşvet verdiğini ve İran ile yapılan ticaretten çıkar ortaklığı kurulduğunu öne sürmüştü. Bu ifadeler hem Türkiye'de hem de uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı.