Bu yazı biraz kişisel olacak, affınıza sığınıyorum.
Çünkü aslında size bu bayramı değil,
geçen bayramı anlatacağım.
Ramazan Bayramı denince çoğu insanın aklına sofralar gelir.
Benim aklıma ise geçen bayram geliyor…
Geçen Bayram
O gün bayramdı.
Herkes sofradaydı.
Ben de oturuyordum…
ama aklım başka yerdeydi.
Aynada, Riga’da.
Kaç gün kaldı, ne durumdayım, daha ne kadar inerim…
Bir dilim tatlı uzatıldı.
“Bir şey olmaz” dendi. Israr edildi…
Ama bir şey Olurdu.
Evet, yemedim.
Çünkü şunu biliyordum:
Şampiyonluk istiyorsan, yememek zorundasın. Ve yine şampiyonluk istiyorsan evet kırmak zorundasın.
Aradaki Fark
O gün kimse neyi reddettiğimi anlamadı.
Ama ben biliyordum.
Çünkü bu iş, başkalarına anlatılan bir şey değil.
İçeride verilen bir karar.
Bir yıl boyunca o kararın peşinden gittim.
Yorgunluk oldu, sinir oldu, yalnızlık oldu.
Ama geri dönüş olmadı.
Bu Bayram
Şimdi yine bayram.
Aynı sofralar, aynı cümleler…
Ama bu sefer farklı bir şey var:
Bu bayram, geçen bayramdan beri beklenen bayram.
Çünkü o gün kendini tutan adamla,
bugün aynaya bakan adam aynı değil.
Basit Ama Zor
İnsanlar hep büyük şeylerden bahseder. Ya da “büyük olduğunu zannettiği” şeylerden.
Ama bu iş büyük değil.
Basit:
Yemeyeceksin.
Vazgeçmeyeceksin.
Devam edeceksin.
Zor olan da bu zaten.
Evet, yemedim.
Çünkü bazıları bayramı yaşar,
bazıları o gün şampiyon olur.
Son olarak; herkes için anlamı farklı olsa da,
Ramazan Bayramı’nın; sağlık, huzur ve insanın “kendine biraz daha yaklaştığı” bir zaman olmasını diliyorum.
Elimizdekilerin kıymetini “yaşarken anlayalım”.
İyi bayramlar. Sevgiler
