İlkokul çağlarında su satarak ticarete atılan İbrahim Özer, şuanda ise sektöre adını altın harflerle yazdıran ve 94 yıldır ayakta duran Morsallıoğlu’nun başındaki isim.
7 yaşında iken güreş sporuna başlayan ve yıllarca birçok derece elde eden İbrahim Özer, hayatının aşkı için bundan bile vazgeçebilmiş bir idealist…
Dedesiyle birlikte koyun güderken ticareti seven Özer, kendi işini kurmak için gece gündüz çalışmış…
Babasının ve kayınpederinin verdiği para ile kendi işine kurmak için yola çıkmış, önceleri küçücük bir dükkanda başladığı ticari hayatında hep daha iyisi için kafa yormuş.
Kendisi için idol olarak gördüğü Morsallıoğlu’nun başına geçmeden önce kılı kırk yaran Özer, şimdilerde ise adeta bir ekol…
Önceliği her zaman karşısındaki kişinin sorununu çözmek olan Özer’in en büyük hedefi ise sektörüne yön veren bir isim olabilmek…
İşte Morsallıoğlu’nun adını yaşatmak için çıktığı savaşı kazanan İbrahim Özer’in başarı hikayesi…

* İbrahim Özer kimdir, bize biraz kendinizi tanıtır mısınız?
-1978 yılında İzmit’te doğdum. Babam sigorta hastanesinden hasta bakıcılıktan emekli, annemi ise ev hanımı. Üç kardeşiz. Aslen Kandıralıyız. Annem Beylerbeyi Köyü’nden, babam ise Lokmanlı Köyü’nden. İlkokulu Kocatepe İlkokulu’nda, ortaokulu ise Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu’nda okudum. Tüm çocukluğum ve gençliğim İzmit’te geçti. Ailemin ve benim ortak kararımla meslek lisesi elektrik bölümüne yazıldım ve bitirdim. Ablam Gülşen Özer, Selüloz İş Sendikası’ndan emekli, ağabeyim Şener Özer ise 25 yıldır Yıldız Sunta fabrikasında çalışıyor. Biz birbirine çok bağlı bir aileyiz.
*İş hayatına erken mi atıldınız?
-İlkokul çağlarında aslında su satıyordum ama onları iş olarak saymıyorum. Çünkü onları yaparken keyif alıyordum, bir taraftan da para kazanıyorduk. Ortaokulu bitirince babam yaz aylarında meslek öğrenmem için beni elektrikçinin yanına verdi. O dönemler meslek öğrenmek, para kazanmaktan daha önemliydi. Bugünkü gibi ‘Ne kadar para vereceksiniz?’ diye de bir derdimiz yoktu. Asıl oradaki hedef meslek öğrenmekti.
MANŞETLERE ÇIKMIŞTIM
*Çocukluğunuzda güreş sporuna da bir merakınız var değil mi? Hatta dereceleriniz…
-Deden gelme bir hevesle ile güreşe önce ağabeyim başladı. Ben de 1985 yılında henüz 7 yaşında iken güreş ile tanıştım. Önce minder güreşi yaptım, ardından da yağlı güreşlere gittim. Lisanslı güreşçi olduğum için köy köy, memleket memleket müsabakalara katıldım. O yıllarda hem oyun oynuyor hem de güreşlere gidiyorduk. Vaktimiz kaldığında da dedemle birlikte koyun güdüyordum. Çocukluğumun tadını doyasıya çıkardım.
Hatta unutamadığım bir anım var; O yıllarda Kocaeli’de okullar arası güreş turnuvası vardı. Kocaeli’de birinci olduğunuzda Marmara Bölgesi’ne açılıyordunuz. Son derece önemliydi. İki minderde şampiyonluk için yarışıyorduk. Benim minderimdeki kişiyi yendim ancak yendiğim kişi diğer minderdeki güreşçiyi yendi. Ben de şampiyon olamadığımı düşününce ağlamaya başladım. O dönem gazetelere ‘Ağlama oğlum sen birinci oldun’ diye manşetlere çıkmıştım. Meğer ortalamalara bakınca şampiyon olan benmişim ama o hırsla bunun farkına bile varamamışım. Güreşte Kocaeli ve Marmara birinciliklerim var. Yağlı güreşlerde de peşrev birinciliği, Söğütlü’de de birinciliğim var. Liseyi bitirinceye kadar da güreşi hiç bırakmadım. Birçok derece yaptım.
*Güreşte bu kadar başarı elde etmişsiniz. Neden bıraktınız?
-Aslında aşk için… 1997 yılında, henüz 17 yaşında iken eşim Ayla ile tanıştık. O sırada bir yoğurt fabrikasında çalışıyordum. Ancak hem ailem hem de eşim sabit bir işim olmasını istiyordu. Eşimi öylesine seviyordum ki, güreşi bıraktım. Asla da pişman olmadım. Çünkü ben eşimi hala o ilk günkü aşkla seviyorum, ilk elini tuttuğum andaki heyecanımı hala yaşıyorum. Evleninceye kadar da babam benim güreşten kazandığım tüm altınları saklamış, el sürmemiş. Evlenirken çıkardı ve bana ‘Tüm kazandığın altınlar burada’ diyerek verdi. Hayatta o günü unutmam…

AKLIMDA HEP KENDİ İŞİMİ KURMAK VARDI
*Peki ilk ciddi iş deneyiminiz nasıl oldu?
-Yoğurt fabrikasında çalışırken, ablam ağabeyim için fotokopi satış ve teknik servis işi yapan bir firmaya başvuruda bulunuyor. Ancak firmadan ‘Meslek lisesi mezunu arıyoruz’ cevabı gelince ablam da ‘Benim bir kardeşim daha var, o meslek lisesi mezunu. O görüşmeye gelsin’ deyince ben gittim. 25 kişi arasına girdim ve işe kabul edildim. Böylece fotokopi makinası tamir etmeye başladım. Babam ise her zaman vardiyalı sabit bir fabrikada çalışmamı istiyordu. Benim ise böyle bir isteğim yoktu. Ben her zaman kendi işimi yapmak istiyordum.
*Tam da ailenizin istediği gibi işiniz varmış, neden devam etmediniz?
-Ben küçükken dedem ile birlikte hayvan güttüğümü söylemiştim. O zamanlar Kurban Bayramı öncesinde mutlaka elimizde satamadığımız hayvan kalırdı. Dedem de bana ‘Bayram namazı sonrasında kalan hayvanları sat’ derdi. Bayram öncesinde 15 liraya hayvan satıyorsak, 12 liradan ver derdi. Ben de bayram namazı sonrasında o hayvanları satardım ama dedemin dediği fiyata değil. Bayram öncesinde ne kadara satıyorsak o fiyata... Aradaki farkı kendime ayırırdım. Sağ olsun dedem de her sattığım hayvandan bana yine pay verirdi. Böylece bayram sabahları zengin olurdum. Böylesi bir heyecan vardı içimde… Kendi işimi yapmakla ilgili… O yüzden de hiçbir fabrikada sürekli çalışmayı kendime hedef belirlemedim.
ELİMDE ÇANTA İLE YOLA KOYULDUM
-Kendi işinizi kurma hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?
-1998 yılında askere gittim. 2000 yılının Mayıs ayında askerden geldim. Hiç vakit kaybetmeden de aynı yıl eşimle evlenmek istedim. Ağabeyimin de doğum günü olan 21 Eylül’de düğünümüz olacaktı ama ne yazık ki yeğenimiz hayatını kaybetti. Üç ay düğünümüzü erteledik ve 30 Aralık’ta evlendik. Evlendikten sonra da kendi işimi kurma fikri daha gündeme geldi ancak bir birikimim yoktu. Bir gün kayınpederimin evinde iken kendisiyle konuştuk. Kayınpederim Allah razı olsun bana bir çiçeğin içerisinden 200 dolar çıkardı ve verdi. Bir gün sonra da babamın evinde yemekte iken babam 300 lira para verdi. Eşim de düğünde takılan altınlarını verdi. Onların tamamıyla kendi işimi kurmak için yola çıktım. Yola çıkarken tek bildiğim şey makine tamir etmekti ve öyle de oldu… Ama ortada başka hiçbir şey yoktu. Eşim Ayla o dönem Morsallıoğlu’nda çalışıyordu.
Morsallıoğlu’nun sahibi Hakkı beye durumu anlattım. Bu sırada Cumhuriyet Parkı civarlarında tuvaleti bile olmayan bir dükkan tuttum. Sağ olsun Hakkı ağabey bana atölyelerinde bulunan ikinci el mobilyaları verdi, onlara cüzi miktarda fiyat yazdı. Çünkü çalışıp onları geri ödeyeceğimi bilecek kadar beni tanıyordu. Böylece kendi dükkanımda çalışmaya başladım. Müşterim arıyordu dükkanda iken ‘Sesin yankılanıyor’ derdi, depodayım derdim. Artık nasıl bir dükkan olduğunu düşünün. Böyle çalışmaya başladım ama hiç durmadan, gecelere kadar…
İşlerimi yapabilmem için araba kiralamam gerekiyordu. O dönem araç kiralar, farklı ilçelere giderdim. Kandıra’ya makine tamirine giderdim, dönüşte ise girmediğim yer kalmazdı. Belki birisinin daha makinesini tamir eder, bir tane daha toner satarım diye…
Bu arada 5 ay içerisinde de o zamanın parası 3 bin 500 lira para biriktirmiştim. Bazen de tasarruf yapmak için halamın eşi olan eniştemden arabasını alırdım. Bir gün beni çağırdı; ‘Kendine bir araba al, ödeyemediğin taksitin olursa ben öderim’ dedi. Senetle kendime Tipo marka bir araba aldım. Böylece daha çok çalışmaya başladım…
*Her yeni başlangıç sancılı olur. Sizin de için de o günler zor günler miydi?
-Ortaklarım olan Cem Oskay, Cem Kahya ile birlikte kurduğum ICC Büro Makinaları isimli iş yerimize sürekli yatırım yaptık. O küçük dükkandan çıktım başka bir yer kiraladım. O yetmedi, yandaki dükkanı da kiraladım. 6 yıl da sürekli işime yatırım yaptım. Bu süre zarfında bir gece annemlerde bir gece ise kayınpederim de yemek yiyorduk. 6 yıl ayağımı suya sokmadım. Eşimle de 5 yıl çocuk düşünmedik. Sadece işimiz de büyümek istedik. Allah’a şükürler olsun ki oldu da… Ben kendi yatırımlarımı genelde paramı nasıl büyütürüm diye baktım hep, müsrif harcamalardan da kaçındım. Evet çok zor günlerdi ama üstesinden geldik.

MORSALLIOĞLU İSMİ BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ
*Morsallıoğlu markası ile yolunuz nasıl kesişti?
-Eşim Ayla Morsallıoğlu’nda çalıştığı için zaten bir dostluğumuz vardı, yıllara dayanan. 2007 yılının Kasım ayında Morsallıoğlu ailesinin geriden gelecek olan yeni bir nesil olmadığı için gelecekleriyle ilgili karar verme aşamasındalardı. Morsallıoğlu’nun sahibi Hakkı ağabey artık yorulmuştu, arkasında bu işi bırakacak kimsesi de yoktu. İlk önceleri Morsallıoğlu ismini kendime yakıştıramadım. Çünkü ben kendi ismimden bile önce Morsallıoğlu ismini düşünürüm. Babam ve ağabeyimden aldığım dürüstlükle Morsallıoğlu ismini pekiştirebileceğimi düşündüm. Bu yolda da ilerlemeye karar verdim. 2008 yılında Morsallıoğlu’nun başına geldim. Eşim işyerinin finansına bakıyordu. Gecelerce haftalarca geçmişe dönük raporlara baktık, yeni raporlar çıkardık. Şirketin yapısını incelerken Morsallıoğlu’nun adına leke gelmemesi için neler yapabileceğimize baktık. O süreç çok keyifliydi. Bir markayı alabilirsiniz, sonra onu taşımak daha önemli. Kaldı ki Morsallıoğlu ismi benim için çok önemli…
Bir buçuk yıl hiç şirketten para almadım. Diğer işimden gelen para ve birikimimle bu süreci atlattım. ICC Büro Malzemeleri firmamızda olan ortaklarımız bu yatırım altına girmek istemedi ama Allah onlardan razı olsun; Morsallıoğlu’nun çatısı altına girdiler. İkinci yılımın sonunda kendime asgari ücret yazmaya başladım. Eşim ve diğer tüm çalışanlarımız benden yüksek maaş alıyordu. Ama ben Morsallıoğlu’ndan para kazanmak için bu yola girmedim. Benim tek hedefim Morsallıoğlu ile birlikte büyümekti…
2012 yılının ocak ayında da Morsallıoğlu ailesinin isteğiyle şirketi resmen devraldım. Bugün Kocaeli piyasasında çoğu insan bunu bilmez. Bilmemeleri de beni çok rahatsız etmiyor. Çünkü benim için Morsallıoğlu ismini devam ettirebiliyorsam, bu yeterli…
HER ZAMAN SAHADA OLMALIYIZ
*Bu kadar zorlu süreçten geçerken sizin hayatınızın dönüm noktaları olan hikayeleriniz var mı?
-En başta da söylediği gibi ben çocukluk yaşlarımda dedemle birlikte koyun güderdim. Aynı zamanda güreş için de şehir şehir gezerdik. Hangi şehre gitsek bana ‘Şu ev benim, bu ev benim’ derdi. Ben de dedemin çok zengin birisi olduğunu düşünürdüm. Bir gün babama ‘Dedem ne kadar zengin’ diye sordum. O ise bunu kendisine sormamamı istedi. Bir gün yine köyde koyunları güderken dedeme bu soruyu sordum. O da bana ‘Bir ev illa beton atılarak yapılmaz. Girdiğin, yemek yediğin, hoş karşılandığın her ev senin evin olur’ dedi. O cümle benim hayata bakış açımı değiştirdi. Yine babam hayatı boyunca bize ‘Ben yaşayamadım siz yaşayın ama bizim ismimize leke getirecek bir şey asla yapmayın’ derdi. Bu uyarıyı hafızamdan hiç çıkarmadım.
*Nasıl bir çalışma sisteminiz var?
-Benim her zaman hedeflerim oldu. Bazen haftalık, bazen üç aylık, bazen ise yıllık. Hedeflerin tutması noktasında tribünde oturan değil sahada düz koşu da yapan da olabiliriz ama sahada olmalıyız. Her zaman arkadaşlarımla yaptığımız toplantılarda da söylerim; Hedefimiz karşımızdaki insandan öncelikle para almak değil, onu işini çözmek…
SEKTÖRÜN YÖN VERENİ OLMAK İSTİYORUM
*Sektörünüz ya da Morsallıoğlu ile ilgili bir hedefiniz var mı?
-Sektörümle alakalı hedefim para kazanmaktan ziyade sektöre yön veren isimlerden biri olmak istiyorum. Bu sektöre girmek isteyenler bir fikir almak istediklerinde onlarla daha çok bilgi paylaşımı yapmak istiyorum. Kocaeli ve Marmara Bölgesi’nde yaptığım işin en iyisini ve ilk aranan firma olmak istiyorum.
*Gençlere nasıl bir tavsiyede bulunmak istersiniz?
-Her zaman cesur olsunlar ve hata yapmaktan korkmasınlar. Ama bunu yaparken de bildikleri işi yapsınlar. Bildikleri işin üzerinden yürüsünler. Her gün işini geliştirme odaklı, işini nasıl ileriye taşırım, müşterileri nasıl memnun ederim diye kafa yorsunlar.
Yorum yazarak Kocaeli Fikir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Fikir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Fikir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.
Şimdi oturum açın, her yorumda isim ve e.posta yazma zahmetinden kurtulun. Oturum açmak için bir hesabınız yoksa, oluşturmak için buraya tıklayın.
Yorum yazarak Kocaeli Fikir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Fikir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kocaeli Fikir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.