Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

Musluktan değil, gelecekten akıyor!

Son yıllarda iklimdeki dengesizlik hepimizin malumu. Gözle görülen bir gerçek

Son yıllarda iklimdeki dengesizlik hepimizin malumu.
Gözle görülen bir gerçek var artık: Havalar sadece ısınmıyor; toprağın bereketini de, suyun kıymetini de alıp götürüyor.
Kurak geçen mevsimler, çatlayan tarım arazileri, verim alınamayan topraklar, zor günlerin habercisi gibi önümüzde duruyor. Ama ne yazık ki biz, hâlâ çeşmeden boşa akan suya “zaten yağmur yağar” umuduyla bakıyoruz.
Mesele sadece bir yaz mevsiminin sıcak geçmesi değil. Mesele, gelecek nesillere miras bırakmamız gereken kaynakların bizden önce tükenmesi.
Tarım alanları çoraklaşıyor. Kuraklık, sadece çiftçinin değil, hepimizin derdi artık. Çünkü buzdolabında duran domatesin ya da sabah içtiğimiz bir bardak suyun arkasında bir üretim zinciri, bir mücadele, bir emek var.
Daha da kötüsü..

***
Susuzluk; sadece bir musluktan su akmaması değil, bir toplumun çöküşüdür. Hayvanlar susuzluktan kırılır, insanlar hastalanır. Ekmek olmaz, meyve sebze yetişmez, temizlik yapılamaz, salgınlar başlar. Hastaneler çaresiz kalır, okullar kapanır, şehirler sessizliğe gömülür. Yangınlar söndürülemez, çöpler yıkanamaz, hayat çöker. En sonunda, su savaşları başlar… Çünkü su biterse, yaşam da biter.
Ve susuz kalan bir dünya, ölümün sessizliğine gömülmüş bir çığlıktır.
Suyun farkını ve değerini maalesef musluklarımızdan akmadığında hissediyoruz.
Bireysel sorumluluk çok önemli. Bunu fark etmek için musluktan akan suyumuzun akmamasını beklemeyelim.
Bir gün akmayacağı korkusunu her an hissetmemiz lazım.

***

“Nasıl olsa musluktan akıyor.” diyerek harcadığımız, israf ettiğimiz her damla, aslında geleceğimizden çaldığımız haktır.
Burada devreye giren en önemli kavram: bireysel sorumluluk. Kişisel olarak bu farkındalığı kendimizde, ailemizde, çevremizde herkese hissettirmeliyiz.
Elimizi yıkarken, diş fırçalarken, bahçe sularken…
Küçücük gibi görünen davranışlar zincir olur, toplumu etkiler.
Bu konuda artık “Benim bir damlamdan ne olur ki?” düşüncesi yerini “Bir damla da benim katkım.” bilincine bırakmalı.
‘Bir damla da benden, ülkeme miras kalsın’ hassasiyetiyle bu durumun önemine vakıf olmalıyız.
Çünkü kaynaklarımız sınırlı. Barajlarımızın durumu ortada.
Yakında bu konu daha da ciddileşecek ve planlı kesintiler, yasaklar, cezalar alıp başını gidecek..
Alınacak önlemlerin açıklanmasını beklemeyelim.
Kötü günler bizi bekliyor.
Su, sonsuz bir kaynak değil. Ve unutmayalım: Su sadece bizim yaşantımız için değil, tüm ekosistemin temelidir.
Yarın susuz kalmamak için bugün bilinçli olmalı, bireysel olarak önlem almalıyız.
Tarım alanlarının tekrar canlanması, şehirlerimizin susuzlukla karşı karşıya kalmaması, çocuklarımızın yeşil bir dünyada büyümesi için; artık herkesin bu sorumluluğu omuzlaması gerekiyor.
Susmak değil, suya sahip çıkmak zamanı.
Bu kentin en önemli gündemi artık su olmalı.